Nasıl Öğreniriz?
Öncelikle şunu belirterek başlamak istiyorum: Bu yazı, hâlihazırda lise veya üniversite eğitimi alan ama amacı yalnızca "ders geçmek" olmayan kişiler için yazıldı. Tezat barındıran bir giriş gibi gelebilir; çünkü "Lise ve üniversite eğitiminin amacı ders geçip diploma almak değil mi?" diye düşünebilirsiniz. Eğer bu görüşteyseniz, yazıyı okumaya devam etmemeniz sizin faydanıza olur — aksi hâlde hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.
Buna karşılık YKS'ye son sene çalışan, EA ve Sözel alanlarında net bir hedefi olan öğrencilerin bu yazıyı okumasını özellikle tavsiye ediyorum.
Öğrenmek ne demektir?
İşe "Öğrenmek nedir?" sorusuyla başlamak yerinde olacak; çünkü bu tanım, yazının geri kalanına dair hayal kırıklığınızı büyük olasılıkla derinleştirecek.
Kendi tanımıma göre öğrenmek; bir veri setinin, bir durumun ya da içinde bulunulan koşulların çok boyutlu biçimde kavranması ve özümsenmesi demektir. Bu tanım, akademik literatürün biraz dışında ve sade bir yaklaşıma sahip olabilir; ama öğrenmeyi ezberden ayırmak için gerekli bir tanım olduğunu düşünüyorum.
Ezber neden kalıcı değildir?
Örnek üzerinden netleştirelim. Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci, tarih dersinde İstanbul'un fethinin sonuçlarına çalışıyor olsun. Klasik bir ders kitabı, soyut bilgileri maddeler hâlinde öğrencinin önüne serer; öğrenci de birkaç okuma sonunda, bilgiyi yalnızca birkaç gün hafızasında tutacak düzeyde bir "öğrenme sanrısı" yaşar.
Birkaç gün sonra bu bilgiyi hatırlaması gerektiğinde ise aklına, çok şanslıysa yalnızca bir maddelik kısım gelir; soruyu yanlış cevaplaması ise kuvvetle muhtemeldir. İşte buna ezber denir: bilginin, zihinde özümsenmeden yalnızca maruz kalmaya bağlı olarak geçici bir süre tutulması.
Gerçek öğrenme: bilgiyi neden-sonuç bağına oturtmak
Şimdi tanımımıza geri dönelim: "veri setinin çok boyutlu biçimde kavranıp özümsenmesi" ne demek? Somutlaştıralım.
İstanbul'un fethinin sonuçları, mantıken fetih öncesi ve sonrasında yaşanan olaylardan kopuk değildir. Yani İstanbul'un fethi, birçok dinamiğin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış bir olaydır. Örneğin ekonomik açıdan bakalım: İstanbul, İpek Yolu'nu Akdeniz'e bağlayan ve boğazların kesişim noktasında yer alan kritik bir merkezdir. Şehrin ele geçirilmesiyle birlikte boğazlar ve önemli ticaret yolları Osmanlı kontrolüne geçmiş, Osmanlı ekonomisi bundan güç almıştır.
Olaya bu şekilde baktığınızda, bilginin zihninizde özümsendiğini hissedersiniz. Bir bilginin özümsenememesinin en büyük sebebi, onun kopuk parçalar hâlinde öğrenilmeye çalışılmasıdır. Aynı bilgi kopuk parçalar hâlinde değil de bir neden-sonuç bağı içinde, sorgulanarak öğrenilirse çok boyutlu biçimde kavranıp özümsenir — ve işte bu bilgiyi unutmak çok zordur.
Kopuk parça ezberlenir; neden-sonuç bağına oturan bilgi ise özümsenir — ve unutulması çok zordur.
Yani aslında "öğrenmiyor" muyuz?
Buraya kadar okuyanlarda "Senin tanımına göre biz öğrenmiyoruz o zaman" hissi oluşmuş olabilir. Maalesef evet, çoğu zaman öğrenmiyoruz. Üstelik bu yalnızca benim görüşüm değil; "öğrenmeyi öğrenme" literatüründe yer alan ve bu alanda çalışan birçok otoritenin de ortak kanısı.
Peki son sene öğrencisi ne yapmalı?
Gelelim asıl meseleye: sınava hazırlanan öğrenci ne yapmalı?
Eğer üniversite sınavına hazırlanmaya son sene başladıysanız, yapılması gereken şey konuları en baştan "öğrenmek" değildir:
- Sözel öğrencileri için tavsiye nettir: mevcut konulara, soru temelli ve ciddi biçimde maruz kalmak.
- EA öğrencileri için sözel derslerde aynı tavsiye geçerli; matematikte ise maalesef bir miktar gerçekten öğrenmek zorundasınız.
Bunun dışında, son sene her konuyu derinlemesine "öğrenmeye" çalışmak yapabileceğiniz en verimsiz ve en çok zaman kaybettiren hamledir. Basit bir örnek üzerinden, gerçek öğrenmenin okuyup geçmeye kıyasla ne kadar emek istediğini gördünüz.
Öğrenme sürecinin kendisine kafa yormak, lisans döneminde yapmanız gereken bir faaliyet olarak kalsın. Şu an yapılabilecek en düşük maliyetli ve en yüksek getirili hareket şudur: mümkün olduğunca çok, ÖSYM'nin sizden istediği türden veri setlerine maruz kalmak ve sınav gününe kadar sürekli tekrar yapıp bu tekrarları soru çözümüyle pekiştirmek.
Kurduğumuz sistem tam olarak bu amaç için var. MindNexus; "öğrenin" demekle yetinmeyen, YKS sürecini bizzat deneyimlemiş öğrencilerin ihtiyaçlarını gözeten ve bu ihtiyaçları karşılayan bir eğitim teknolojisi ürünüdür.
— Kaan Sezgin, MindNexus kurucusu